ABSÜRT TİYATRO SERİSİ 3: OYUN SEYİRCİ İLİŞKİSİ VE FELSEFE  

0
412

ABSÜRT TİYATRO SERİSİ 3: OYUN SEYİRCİ İLİŞKİSİ VE FELSEFE  

OYUN-SEYİRCİ İLİŞKİSİ

Absürt oyunlar, seyirciyi düşündürmeyi amaçlayan oyunlardır. Yalnız diğer türlerden farklı olarak sahnedeki olayları sorgulayarak düşünmesi değil, sahnedeki can sıkıcı olaylarda kendisini görmesi ve bunun üzerine düşünmesi sağlanmaya çalışılır. Seyirci, bu olaylarda kendinden bir parça görürse tedirgin olur ve bu absürt tiyatronun hedeflediği bir durumdur.

  • Bu türde seyirciyle duygusal bir iletişim kurulmaz. Seyirciyi katarsise sokmak amaçlanmaz hatta bundan kaçınılır. Sahne, seyircinin sevimli bulup birebir özdeşleşmesi gereken bir ortam değildir.
  • Oyundaki şaşırtıcı olaylar, seyircinin her gün şahit olduğu olaylar içinden seçilir. Böylece seyirci, çevresinde olan biten olayların bilincinde olmadığı gerçeğiyle yüzleşir.
  • Seyircinin karşısına asla önceden tahmin edilebilecek bir olayı çıkarmaz.
  • Görseller ve sesler keskindir ve seyircinin dikkatinin her an oyunda kalması istenir.
  • Seyircinin oyunda kasti olarak uygulanan biçimsel uyumsuzluğun farkına varması beklenir. Grotesk ögeler ve estetik uzaklık ancak o zaman doğru uygulanmış olur.
  • Seyirci, uygulanan bu tekniklerin farkına vardıktan sonra biçimsizliğin estetiğini görmeye başlar.

ABSÜRT TİYATRO VE FELSEFE

Bu türdeki temel dayanaklardan biri yaşam-ölüm sorgulamasıdır. II. Dünya Savaşı sonrası sosyal ve ekonomik bunalımlar insanların varoluş sebebini sorgulamasına neden olmuştur.

Varoluşçuluğun temelleri 19. yüzyılın ortalarına dayanır. Søren Kierkegaard ve Friedrich Nietzsche ile başlayan bu felsefi düşüncenin en verimli ve en büyük kitlelere ulaştığı dönem 20. yüzyılın ortalarıdır. II. Dünya Savaşı sonrası özellikle Camus ve Sartre ile birlikte bu felsefenin yaygınlaşmasının bir ürünü olarak absürt tiyatro ortaya çıkmıştır. Absürt tiyatro, varoluşçuluğun sahneye yansımasıdır diyebiliriz. Absürt tiyatroya adını veren Martin Esslin, bu ismi verirken dönemin en büyük varoluşçu yazarlarından Albert Camus’den etkilenmiştir. Camus, ortaya “saçma” kavramını atmıştır. Varoluşçuluğa göre saçma, yaşamın anlamsızlığını tanımlayan en iyi kelimedir. Saçma görüşüne göre insan, kendine karşı ve kayıtsız olan dünyada yaşamak zorundadır. İnsanlar, dünyaya fırlatılmış nesnelerdir. Camus’ye göre insana varlığını sorgulattıran şey yaşamın monotonluğu ve mekanikliğidir.

İnsanın ölüme yazgılı olması, hayatın anlamsızlığını yani “saçma” kavramını ortaya koyar. Absürt oyunların çoğunda ölüm temasını görürüz. İnsan ölümlüdür, bir gün ölecektir ve bu nedenle hayat içinde bir şeyler elde etmeye çalışmak yersizdir.

“Saçma, insani ihtiyaçla dünyadaki mantık dışı sessizlik arasındaki çatışmadan doğar.”                                                                                  

-Albert Camus

Varoluşçuluk, absürdizm ve nihilizm birbiriyle çok yakın düşüncelerdir. Absürdizm, varoluşçuluk ve nihilizmin net olarak cevaplandırdığı soruları “belki” diye cevaplandırır. Bu felsefeler, hayatın ve anlamınının sorgulanması üzerine ortaya çıkmıştır.

Absürdizm üzerine temel eserleri yazan ve Martin Esslin’in de absürt tiyatroya adını verirken etkilendiği Albert Camus, ateist varoluşçu olduğundan kıyaslamalarda ateist varoluşçuluğunu kullanmak daha verimli olacaktır.

Ateist varoluşçulukta evrenin kendiliğinden gelen öz bir anlamı yoktur ancak insan kendi anlamını yaratabilir ve bu yaratma arzusuna da bir anlam verebilir. Nihilizme göre ise anlam diye bir şey yoktur. Dolayısıyla evrenin de anlamı yoktur, insanın kendine yaratacak bir anlamı da. Absürdizme göre ise anlam belki vardır. İnsanın kendi anlamını yaratabileceğini savunur ve bu konuda ateist varoluşçulukla benzerlik taşırlar ancak absürdizmde kişinin kendine yarattığı bu anlamın doğru olduğuna dair hiçbir kanıt olmadığı düşüncesi vardır. Yani kendi anlamımızı yarattık ama bu anlam “belki” doğrudur.

Bu türler birbirine yakın hatta iç içe geçmiş haldedir. Örneğin, en büyük varoluşçulardan Albert Camus’nün romanları aynı zamanda absürdist olarak da sınıflandırılır. En büyük absürt oyun yazarlarından Samuel Beckett’nin ise “Hiçbir şey, hiçten daha gerçek değildir.” sözü nihilist düşünceye daha yakındır. Absürdizm, bazı kaynaklarda varoluşçuluğun alt dalı olarak da geçmektedir.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here