ABSÜRT TİYATRO SERİSİ 1: TANIMI, ÖZELLİKLERİ, DOĞUŞU

0
830

ABSÜRT TİYATRO NEDİR?

Absürt (uyumsuz) tiyatronun bu ismi almasının sebebi herhangi bir düzene (giriş-gelişme-sonuç) sahip olmaması, gerçekten uzaklığı, alışılagelmiş oyun mantığını benimsememesi, kendine özgü üslubu olması, belirli ilke ve kurallara sahip olmamasıdır. Bu türde seyircinin karşısına saçma ve şaşırtıcı şeyler çıkarılarak seyirciyi tedirgin etmek amaçlanır.

Temel olarak insanın karmaşık yapısı ve iç çelişkileri ele alınır ve yine insanlardan oluşan toplumun problemleri işlenir. Bu toplumsal problemler de bilinçli bir şekilde klasik yöntemlerle anlatılmaz. İzleyiciden anlatılanları sorgulaması ve yorumlaması istenir. Absürt tiyatronun anlatım yöntemi “yöntemsizlik”tir. Oyun tekniği, replikler, sahne düzenleri tamamen alakasız olabilir. Yani uyumsuzluk sadece metinde değil, olay örgüsünde, teknikte de bulunur. Olay tiyatrosu değil, durum tiyatrosudur. Her türlü denemeye açık olan bu tür, deneysel (avangart) tiyatro olarak adlandırılır. Basit bir örnek olarak evin kapısı yerine bir dolap konulabilir ve oyuncu buradan giriş-çıkışlarını yapabilir.

Amaç seyirciye insanın dünyayla ve toplumla olan uyumsuzluğunu anlatmak, içgüdünün beyne üstünlüğünü göstermek ve “saçma” kavramının bilincine varmasını sağlamaktır.

 

ABSÜRT TİYATRONUN ÖZELLİKLERİ

  • Geleneksel tiyatrodaki gibi bir olay örgüsü yoktur. Olay değil, durum tiyatrosudur. Oyunlarda sürekli bir kısır döngü vardır. Bu da hayatın bir kısır döngü olmasından gelir.
  • Oyunlarda net bir son yoktur, açık uçludur ve seyircinin yorumuna bırakılır.
  • Çok fazla eyleme yer verilmez, genelde eylemsizlik işlenir. Olay tiyatrosu değil durum tiyatrosu olmasının sebeplerinden biri de budur.
  • Karakterler, derin karakterler değillerdir. Kahraman figürüne değil; zavallı, çaresiz, eylemsiz karakterler vardır.
  • Yer ve zaman algısı karmaşıktır. Oyunların çoğunda herhangi bir ülke, şehir veya tarih geçmez.
  • Dil bir iletişim aracı değil, iletişimsizliğe yol açan bir faktördür. Karşılıklı diyaloglar anlamsız ve saçmadır. Monologlara da çok sık başvurulur.
  • Tema olarak iletişimsizlik, yabancılaşma, ölüm gibi konular işlenir. Bazı oyunlarda karakterlerin adı dahi yoktur.
  • Varoluşçu felsefenin etkileri görülür. Hayatın anlamsızlığı, öleceğini bile bile yaşamaya devam etmenin saçma olduğu görüşü absürdü doğurmuştur. İntihar, absürtten bir kaçıştır ancak absürdü yok etmez.

 ABSÜRT TİYATRONUN DOĞUŞU

Hayatın ne kadar anlaşılmaz ve değersiz olduğunun düşüncesi 19. yüzyılda ortaya çıkmaya başladı. Devam eden süreçte yaşanan büyük savaşlar, dünyaya hakim olan devletlerin başında Hitler, Mussolini, Stalin, Franco gibi liderlerin totalitarizmi benimsemesi, toplama kampları, yaşanan yüzlerce ölüm, atom bombasından yayılan radyoaktif maddelerin gelecek nesilleri tehlikeye atması dünyadaki her kesimi tehlikeye atmıştır. Tüm bu durumlar, “saçma” düşüncesinin ve dolaylı olarak absürt tiyatronun doğuşuna sebep olmuştur.

Absürt tiyatronun dünyada en büyük kitlelere ulaştığı, üzerine araştırıldığı, isminin verildiği dönem 1950’lerde başlasa da, absürt ögelere sahip oyunlar daha önceki dönemlerde de görülebilir. Tiyatro, doğuşundan itibaren absürtlükler içerir. Shakespeare’in soytarıları, Commedia dell’Arte, Brecht’in yabancılaştırmaları absürttür. Ancak absürt tiyatroya en yakın ve örnek olabilecek eser olan Alfred Jarry’nin 1896’da yazmış olduğu Kral Übü’dür. Gerçeküstücü olan bu oyunda fazlasıyla kaba dil kullanılmıştır. Oyunda fazlasıyla şiddete yer verilmiş, grotesk ögeler kullanılmıştır. İnsanlığın yıkıcı tarafları seyirciye anlatılmıştır. Yine sıkça absürt ögeyi gördüğümüz bir diğer oyun Guillaume Apollinaire’nin 1903’te yazdığı Tresias’ın Memeleri adlı oyunudur. Antik Yunan zamanında geçen bu oyunda kadın olarak başlayan ve yedi yıl sonra erkek olan Tresias doğum yapar, “Kurtulalım şu memelerimizden artık!” diyerek göğsündeki yapay memeleri seyirciye atar. İnsanları çocuk yapmaya teşvik etmek amacıyla yazılmıştır. Yani absürt tiyatronun etkilendiği sürrealizmi bünyesinde barındırmakla beraber hem seyirciye bir mesaj vermeyi hem şaşırtmayı amaçlar. Martin Esslin; absürt tiyatronun temellerinin 1920’lere, Kafka’nın romanlarına ve gerçeküstücü resimlere dayandığını söyler. Kafka’nın dönüşüm romanında Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendini bir böcek olarak bulur ve bu durum saçmadır. Ancak Samsa, bu duruma çabucak alışır ve kendine bir kurtuluş yolu arar. Bu eserler absürt olarak adlandırılmasa da absürt ögeler taşır.

Bu türün doğuşunda rol oynayan en büyük etken II. Dünya Savaşı’dır. Bu dönemde yaşanan milyonlarca ölümün ardından insanların psikolojileri bozulmuş, zihinsel bir yıkım gerçekleşmiştir. İnsanların kafasında ölüm-yaşam algıları tamamen değişmiş, ölüme karşı duyarsızlıklar başlamıştır. Dünyanın daha iyiye gideceğine olan inanç yitirilmiş, iyiyi beklemenin boşa bir bekleyiş olduğu düşüncesi ortaya çıkmıştır.

Absürt tiyatronun ilk örnekleri Avrupa’da verilmiştir. Eugene Ionesco – Kel Şarkıcı (1950) ve Samuel Beckett – Godot’yu Beklerken (1952) bu türün ilk örnekleridir. Yazarlar, bu oyunu yazarken “absürt” oyun yazma bilinciyle yazmamışlardır. II. Dünya Savaşı sonrası dönemde hayatın ve beklentilerin sorgulandığı; endişe, bunalım, boşluk duygularından beslenen birçok uyumsuz oyun yazılmış, bu yazılanlar 1962’de Martin Esslin tarafından ortaya atılan “absürt tiyatro” türü çatısı altında birleşmiştir.

Absürt tiyatronun anavatanı Fransa olup, çok kısa süre içerisinde neredeyse tüm Avrupa’ya yayılmıştır. Çıktığı ilk dönemlerde gelip geçici bir moda olduğu düşünülse de birkaç sene içinde bir moda akımı kadar basit olmadığı görülmüştür.

Bu türün doğuşunda II. Dünya Savaşı ile bağlantılı olarak yaşanan sosyal-ekonomik olayların da etkisi olmuştur. Bu olaylar:

  • Yaşanan savaşlar dolayısıyla insanların inançları kırılmış, dine olan bağlılık azalmıştır. Bu da insanların varoluşlarını sorgulaması ve kendilerini nihilizm felsefesine yakın hissetmesine neden olmuştur.
  • Teknolojiyle beraber köyden kente göçün hızlanması, insanların yeni düzene alışma gerekliliğini ortaya koymuştur. Birçok küçük yerleşim yerinden gelen insan, büyük kentlerde iletişim sorunu yaşamıştır.

Böylece insanlar; doğdukları yerden, alışkanlıklarından, inançlarından koptu. Savaşlarda çevresini kaybetti ve iyice yalnızlaşmaya başladı. Yaşanan bu bunalım süreci ve iletişimsizlik absürd tiyatronun temel kaynaklarından biri olmuştur. Birçok oyunda iletişimsizliğin boyutlarını anlatmak için toplumun en küçük parçası olan aile kavramı kullanılmıştır.

Bireyin; hem kendi yaşamıyla, hem toplumla hem de diğer insanlarla olan ilişkileriyle uyumsuzluğu vardır. Absürt, insanın gülünç ya da komik bulduğu ancak kendisinin yaşamak istemediği durumdur.

“Absürt amacı olmayandır… Dinsel, metafizik ve deneyötesi köklerinden kopmuş bir kayıptır; onun bütün eylemleri anlamsız, absürt, yararsızdır.”

-Eugene Ionesco

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here