Bir Osmanlı Aydını: Prens Sabahaddin

0
324

Bir Osmanlı Aydını: Prens Sabahaddin

Mehmet Sabahaddin, sosyoloji literatüründe bilinen adıyla Prens Sabahaddin… Prens Sabahaddin 1879 yılında doğmuş bir Osmanlı paşazadesi ve döneminin önemli bir düşünürüdür. Hayatının çoğu, önceleri babasının muhalif fikirleri nedeniyle sonralarında ise kendi muhalif tavırları nedeniyle sürgünde geçmiştir. Nitekim 1948 yılında da İsviçre’de yaşamını yitirmiştir.

Prens Sabahaddin hayatının büyük bir çoğunluğunu sürgünde geçirse dahi her zaman kendi ülkesi için fikirsel üretimlerine devam etmiştir. Fakat fikirleri dönemin siyasi haritasında kendisine yer bulamamıştır. Özellikle çağdaşı olan Ziya Gökalp’in gölgesinde kalmıştır. Prens Sabahaddin’in fikirlerine baktığımızda, Le Play’in kurmuş olduğu science social ekolünün etkilerini net bir şekilde görebiliriz. İbrahim Alaettin Gövsa’nın belirttiği gibi, Sabahaddin’in science social’in öğretilerine karşı kesin bir inancı vardır. Onun gözünde bu öğretiler tüm sosyoekonomik problemlere çözüm getirecek sihirli formüllerdir.(Durukan 2009, 151) Science social’in en önemli öğretisi ise ekolün düşünürlerinden Demolins’in kamucu ve bireyci yapı sınıflandırmasıdır diyebiliriz. Bu sınıflandırmaya göre, kamucu toplumlar, aile, devlet gibi kurumların içinde bireyin eridiği ve topluluğun önem kazandığı yapılardır. Bireyci toplumlar ise, kişisel girişimlerin önem kazandığı, merkezi bağımlılığın olmadığı yapılardır. Prens Sabahaddin bu yapılar ile coğrafyayı beraber inceler. Ona göre bazı coğrafi bölgeler için kamucu toplum yapısı uygunken bazı bölgelerde bireyci toplum yapısı uygundur. Örneğin, İskandinav Yarımadası için bireyciliği uygun görürken sıkı toplumsal bağların olduğu Orta Asya steplerinde bunu mümkün görmez.( Durukan 2009, 152) Prens’e göre toplumlar bireyci yapıda olmalıdır. Fakat bu noktada kamucu yapıyı nasıl bireyci yapıya dönüştürebileceğimizi bize söylemez. Bu konuda tek söylediği eğitim müfredatının bireyci bir yapıda olması gerektiğidir ve takdir edersiniz ki bu öneri oldukça yetersiz kalmaktadır.

Prens Sabahaddin’in bir diğer önemli fikri ise bir Osmanlı burjuvazisi yaratmaya çalışmasıdır. Çünkü burjuvazi beraberinde sivil toplumu da getirir. Ve bu sivil toplum devlet ile halk arasında önemli bir tampon mekanizma görevi görür. Fakat Osmanlı’da bir burjuvazi sınıfı olmamasıyla beraber, burjuvazi, Osmanlı’da kötü bir şey olarak görülmektedir. Zaten Osmanlı Devleti de yapısı gereği en başından beri burjuvaziye karşıdır. Çünkü, Osmanlı Devlet’inde çok kuvvetli bir merkezi otorite mevcuttur ve bu otoriteyi zayıflatacak her türlü yapı en başından engellenmiştir. Dolayısıyla, aslında Osmanlı Devleti özel girişimi ve bireyciliği yasaklamıştır. Bu yüzden Osmanlı Devlet’inde burjuvazi rolünü memur sınıfı üstlenmiştir. Ve Prens Sabahaddin bu durumdan hiç memnun değildir. Çünkü, Prens Sabahaddin literatüründe memuriyet devlete ve topluma bir kambur teşkil etmektedir. Prens’e göre memuriyet, yaratıcılığı ve maksimum verimi engellemektedir. Aynı zamanda özel girişimin önünde büyük bir engeldir. Memuriyeti kaldırarak kamucu anlayıştan bireyci anlayışa geçişin bir safhasının gerçekleşeceğini düşünür. Yani bu fikirlere baktığımızda durağan bir toplumsal yapıdan ziyade, kalkınma temelli bir toplumsal yapı tahayyül eder diyebiliriz.

Prens’in literatüründeki, belki de en önemli, bir diğer kavram ise adem-i merkeziyetçilik kavramıdır. Adem-i merkeziyetçilik fikri onun Osmanlıcılık anlayışının temelidir. Fakat bu fikir milliyetçilik akımlarını engellediği için dönemin siyasi ortamında kendisine pek yer bulamaz. Bu fikir, Prens Sabahaddin’in açıklamalarına rağmen siyasi merkezsizlik olarak anlaşılmıştır fakat Prens’in söylediği idari bir merkezsizliktir. Prens’e göre bu fikir, bölge işlerinin kendi içinde halledilmesini kapsar. Bu sayede devletin denetim sağlayamadığı durumlar ortadan kalkacak ve bölge halkı aynı zamanda kendi denetimini sağlayabilecektir.

Prens’in tüm bu fikirlerine bir bütün olarak baktığımızda ona yapılmış en haklı eleştiri belki de Şerif Mardin’den gelmiştir. Şerif Mardin, Prens’in en önemli zaafının, bir sosyoloji tekniğini siyasal teori olarak biraz da aceleyle sunmak olduğunu yazmaktadır.( Durukan 2009, 152) Bir diğer deyişle Prens Sabahaddin science social’ı, kendi siyasi fikirlerine meşruiyet sağlamak amacıyla kullanmıştır diyebiliriz. Prens’in bir başka eksiği ise ekolünü benimsediği Le Play’in aksine monografi ve alan çalışmalarını hiç yapmamış olmasıdır. Ve bu durum sosyal bilimler alanında eleştirilere maruz kalmasına neden olmuştur.

Sonuç olarak belirtmek gerekir ki Prens Sabahaddin’in sosyolojiyi Türkiye’ye getiren öncü isimlerden birisi olduğu şüphesiz bir gerçektir. Aynı zamanda Türkiye’de liberalizmin ilk savunucularındandır demek çok da abartı sayılmaz. Prens Sabahaddin’e baktığımızda, fikirleri dönemin hararetli ortamında yanlış anlaşılmış ve kendine yer bulamamış, ki doğru anlaşılsa dahi yer bulamayacağı çok açıktır, bir Osmanlı aydını olduğunu görüyoruz.

Yararlandığım Kaynaklar

Durukan Kaan, ‘’Prens Sabahaddin ve İlm-i İçtima: Türk Liberalizminin Kökenleri’’, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce, (2009) s. 143-155

Okan Oya, ‘’Prens Sabahaddin Literatürü Üzerine’’, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi C:6 S:11(2008) s. 477-498

Kaçmazoğlu H. Bayram,’’ Prens Sabahaddin’in Siyasal ve Sosyolojik Görüşleri’’, Türk Sosyoloji Tarihi Üzerine Araştırmalar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here