SANAT FİLMLERİ NEDEN SIKICI?

0
642

Sevgili İmuhar okuyucuları hepiniz İmuhar’ın Mart sayısına hoşgeldiniz. Bu ay sizinle bir film eleştirisinden ziyade ülkemiz sinemasında maalesef ki yeteri kadar ilgi göremeyen sanat filmleri üzerine konuşmak istiyorum. Beni bu yazıyı yazmaya iten düşünce ülkemizde hatta Dünyada istediği ilgiyi tam manasıyla görememesi ve sanat filmleri çok sıkıcı oluyor, insanlar birbirleriyle uzun uzun bakışıyor ve hiçbir şey anlatmıyor diyen çevrem ve bu düşüncede ki diğer insanların tavırları bu yazıyı yazmama iten düşünceler oldu.

Küçük yaşlarımız da ailemiz ile izlediğim filmler ve diziler bizlerin ileri ki yaşlarımızda bir birey olarak sinema anlayışı kazanmamızda önemli bir yere sahip oluyor. Babamızın her Pazar sabahları kahvaltı yaparken izlemiş olduğu Western (Kovboy)tarzı  filmlerden tutun  da annemizin veya ablamız yada kız kardeşimizin izlediği entrika ve aşk filmleri de belli sinema anlayışı kazanmamızda etkili olan unsurlar.

Küçük yaşlarımızdan itibaren bizleri hazıra konduran, hızlı, sonunu rahatlıkla tahmin edebileceğimiz ve bizleri düşündürüp, sorgulatmayan filmler ile büyüdüğümüz maalesef ki gerçekler. Hatırlıyorum Andrey Tarkovski’nin Stalker filmini ilk izlediğim zamanlar daha doğrusu izlemeye çalıştığım ilk zamanlar Stalker’ı yarıda bıraktığımı ve çok sıkıcı. Bunları nasıl izliyorlar? Ne anlatmak istediğini anlamıyorum,çok saçma bir film demiştim. Yetiştirilme tarzım ve benliğim sanat filmlerini kabul edemiyordu. Ayriyeten sonradan Nuri Bilge Ceylan’ın Üç Maymun ve ilk kısa metraj filmi Koza için de aynı düşüncelere sahiptim. Sahiptim diyorum çünkü ileri ki yaşlarımda çok yanıldığımın farkına vardım. Sinema ilgim ve sevgim arttıkça ve bir şeyler çekme düşüncesi beni de etkilemeye başlayınca anlatmak istediğim duyguların karşılığının izlemiş olduğum filmlerde karşılıklarını bulamadım. Bir şeyler ifade etmek istiyor, duygularımı yansıtan filmler ve kitaplar okuyup kendimle vermiş olduğum savaşa kısa da olsa son vermek istiyordum. Karşıma bu arayışlara devam ettiğim bir anda  Tarkovski’nin İvan’ın Çocukluğu ve Solaris filmi denk geldi ve beynimden vurulmuşa döndüm. Bu dedim işte bu. Daha önceleri izlediğim ve sıkıcı bulduğum Tarkovski filmleri benim sinemaya bambaşka bakmama vesile oldu. Filmleri daha özenli bir biçimde izlemeye başlamama, film ve filmin yönetmenin bakış açısını anlamaya çalışmaya, sormaya, sorgulamaya, düşünmeye başlamıştım. İlk başlarda çok zorlanıyordum bu zorlanmamım sebebi sıkıcı bulmam değildi daha önceleri izlemiş olduğum filmlerden ve anlayışlardan farklı olmalarıydı. Sonunun nasıl olacağını tahmin etmek istemiyordum, onun yerine acaba neden böyle bir durum oldu, onu bu düşünceye iten neydi ve buna benzer sorular soruyordum ve bu durum bana büyük bir haz veriyordu.

Elbette benim de kolaya kaçıp, hızlı, aksiyonu bol, popüler kültürden etkilenip izlemiş olduğum filmler hala mevcut lakin sanat filmlerinin benim sinema anlayışındaki yeri çok başka. Sanat filmleri izlemenin kolay olduğunu savunmuyorum. Sanat filmi izleyeceksek emek vermemiz lazım, film öncesinde bir ön hazırlık yapmamız lazım gerekiyor, yönetmenin sinema anlayışına kendimizi bırakmamız gerekiyor ama emin olun bunları yaptığınız zaman bambaşka bir sinema evrenine girmiş oluyorsunuz. Sorguluyorsunuz, düşünüyorsunuz ve bunlar 21.yy’da en çok eksik olduğumuz konular.

Benim sanat filmleri hakkındaki düşüncelerim bunlar bir sonraki ayda sizlerle bir sanat filmi üzerine yazmış olduğum bir yazıyla belki de görüşürüz o zamana kadar kendinize iyi bakın ve sinemayla kalın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here