Gişe Memuru: Bir Yabancılaşma Örneği

0
34

“Ulan bir tane siktriboktan işin var zaten, ona da geç kaldın. Yapman gereken tek şey zamanında orada olmak, geri zekâlı herif… İşine git orada uyu. Alt tarafı oturuyorsun orada, bütün gün olduğun yerde, devletin parasını yiyorsun beceriksiz herif. Ne demek geç kaldım.”

Yönetmen Tolga Karaçelik’in ilk uzun metraj çalışması olan Gişe Memuru’nun başrollerinde Serkan Ercan, Zafer Diper, Nur Fettahoğlu ve Nergis Öztürk yer alıyor. Film, başından sonuna devam ettirdiği yoğun ve kasvetli anlatımıyla realist bir sinema dilini güzel bir şekilde izleyiciye aktarıyor.

Kenan (Serkan Ercan), 35 yaşlarında, bir otoyolu gişesinde çalışan, içine kapanık bir adamdır. Küçük yaşta annesini kaybetmiştir ve babasıyla beraber yaşamaktadır. Babasının Kenan’a karşı olan tutumu onu içine kapanık bir hale getirmiştir. “Bilet al, bilet ver, ücreti söyle, para üstü ver” rutininde geçen hayatında, babasıyla girdiği tartışmalarla beraber psikolojik bir bunalım da beraberinde gelmiştir. İçinde bulunduğu zorluklar onu sürreal bir dünyanın içinde atmıştır. Kendi kendine konuşmaya başlamış, gerçeklerle rüyaları ayırt edemez hâle gelmiştir. Bu durum, onun işlek gişeden ücra bir gişeye sürülmesine neden olmuştur.  Filmimiz de aslında bu sürülmeyle beraber kendi anlatımını çok daha net bir biçimde ortaya koymaya başlamaktadır.

Kenan’ın özel hayatında yaşadığı problemlerin neticesi iş hayatına yansımıştır. Gişede yaptığı hataların sonucunda işlek bir gişeden günde birkaç aracın geçtiği uzak bir gişeye sürülmüştür. Bu gişe film için ana mekan olarak kullanıyor desek hiç yanlış olmaz. Çünkü Kenan’ın belki de en fazla zaman geçirdiği yer bu gişedir. Orada daha fazla tek başına kalıyor, daha çok düşünmeye başlıyor ve yaşadığı problemleri daha net görmeye başlıyor. Sonunda işler de daha karmaşık, ilginç bir hâl almaya başlıyor.

Bir gişe memuru olarak Kenan, her gün aynı işi aynı şekilde yapmaktadır ve işini yaparken hiçbir fikri süreci işine dahil etmeye gerek duymamaktadır. Bununla beraber yazının başında filmden alıntı yaptığım replikle beraber Karaçelik’in, bize yabancılaşma kavramını, kişinin kendine ve işine yabancılaşma halini, en saf ve net haliyle vermeye çalıştığını görmekteyiz.  Kenan’ın tüm bu yaşadıklarının yanında, televizyonda haberleri izlerken görüyoruz ki dünyaya bir meteor düşecektir. Ara sıra konuşmalara da giren bu meteor, karakterler için genelde anlamsızlık, veya bir önemsizlik, ifade ediyor. Yani dünyaya düşmekte olan bir meteor, toplumdaki herhangi bir bireyde bir anlam ifade etmiyor. Aslında bu tepkisizlik karşımıza tekrardan yabancılaşma olgusunu çıkarıyor. Filmde bir gişe memurunun hayatının akışını yabancılaşma kavramı etrafında bize aktaran Karaçelik, aynı zamanda bir yan öge olarak meteor metaforunu kullanıyor ve bu metaforla da gündelik hayatta bireyin çevresine de yabancılaştığını bizlere gösteriyor. Filmin anlatısı bu vesileyle odak noktasına yerleştirdiği karakter yardımıyla toplumsal bir eleştiri görevi üstleniyor. İnsanlar o kadar umursamaz, o kadar kendi dertlerine odaklanmış durumdalar ki bir başkasının derdi yahut dünyanın yok olma ihtimali bile kimseyi ilgilendirmiyor. Filmin yarattığı bu umursamaz ve karanlık atmosfer, aslında gündelik hayatta da sıkça karşılaşabileceğimiz bir durum.

Tolga Karaçelik’in ilk uzun metrajı olan film, sinemamızda pek de rastlamadığımız fantastik-dram niteliği taşıyor. Başından sonuna kadar kasvetini kaybetmeyen film, Kenan’ın yaşadığı tüm sıkıntıları izleyicilere en doğru şekilde aktarmayı başarıyor. Bu noktada ise Kenan rolüyle Serkan Ercan’a değinmek gerekir. Oyuncu, başarılı performansıyla Kenan’ın bu mekanikleşen dünyada yaşadıklarını daha iyi anlamamıza olanak sağlıyor. Sinemada yabancılaşma kavramının başarıyla işlendiği bu film kesinlikle izlenmeyi hak eden bir yapım niteliği taşımaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here