TARİHE DAMGA VURAN İMPARATORLAR

0
534

ROMA İMPARATORLUĞU
Tarihe Damgasını Vuran İmparatorlar
Bölüm 1- Gaius Julius Caesar:

Şüphesiz ki Sezar ismi günümüzde çoğumuz tarafından bilinen bir isim, bu ay sizlerle 2000 yıl önceye gidip bu popüler ismin hikayesini konuşacağız. Tarihteki en güçlü liderlerden biri olmadan önce Sezar, Roma ordusunda düşük rütbeli bir askerdi. Sezar zengin bir ailede doğmuştu ama babası bir iç savaşta yanlış tarafa katılınca ailesi hem gücünü hem servetini kaybetti. 16 yaşına geldiğinde Sezar’ın hiçbir şeyi yoktu ancak Roma’da isim yapmanın tek yolunun ordudan geçtiğini biliyordu. Aslında günümüzdeki pek çok kişiyle aynı arzulara sahipti; en zengin, en şöhretli olma arzusu. 10 yıl içerisinde Sezar, askeri rütbelerini arttırarak bu süreçte tecrübeli bir savaşçıya dönüşmüştü. Bu süreçte onun ordudaki en karakteristik özelliği savaşa atılmasıydı. Diğer rütbeliler gibi ordunun gerisinde durup gerekli emirleri vermek yerine askerleriyle iç içe savaşıyor ve bu özelliği ona askerler arasında saygı ve itibar kazandırıyordu. Sezar’ın itibar kaynaklarından birisi de şüphesiz ki Spartacus isyanının bastırılması oldu. Spartacus isyanı ayrıca tarihin ilk eşitlikçi sosyalist isyanı olarak kabul edilmektedir. O dönemde Roma, Dünya’nın süpergücü olma yolunda ilerlerken bu gücünü kölelerin iş gücünden sağlıyordu. Köleler genellikle fethedilmiş topraklardan getirilen insanlar olup Romalıların pis işlerini yaptırdıkları alt tabaka insanlardı. Madenlerde çalıştırılıyorlardı, efendilerinin (Dominus) her isteklerini yapıyorlardı, savaşçı olanlar gladyatör okullarında eğitilip roma halkının eğlencesi için arenada ölümüne müsabakalara katılıyorlardı, Roma’nın şehirlerini birbirine bağlayan yolları için iş gücü oluyorlardı. En fakir romalının bile bir kölesi vardı ve yaşamak için sahibi ne isterse yapmak zorundaydı. Spartacus’te Roma’ya köle olarak getirilmiş Trakyalı bir askerdi. Üstün hitap, örgütleme ve askeri bilgilere sahipti. Capua’da Batiatus’un gladyatör okulunda gladyatör olan Spartacus kendini köleliğe mahkum eden Roma halkından intikam almak için gladyatör arkadaşları ile birlikte bir isyan başlattı ve kısa sürede bu isyan çığ gibi büyüyüp Güney İtalya’yı domine edecek güce ulaştı. Roma’nın gönderdiği orduları üstün askeri becerisi sayesinde bir bir yenen Spartacus’ün ordusu, başkent Roma için büyük tehdit oluşturuyordu. Kısa süre içinde yüzbinlerce kölenin katıldığı bu ordunun en büyük avantajı genellikle gladyatörlerden oluşmasıydı. Romalıların eğlence amacıyla eğittiği bu güçlü adamlar zincirlerini kırıp intikam için Spartacus isyanına katılıp senatoyu titreten bir güce ulaşmışlardı. Spartacus’ün ordusu Roma’ya yaklaşırken aralarında duran tek şey aralarında Jül Sezar ve Marcus Crassus’un da bulunduğu 35000 askerdi. Marcus Crassus varlıklı bir siyasetçi ve bir generaldi. Roma’nın en zengin insanı olmasına karşın büyük bir politikacı olmak için askeri başarı elde etmeliydi. O dönemde çok paranız olabilir ancak lejyonlara liderlik edip askeri başarı da kazanmalısınız. Crassus ve adamları geri çekilme planı yaparken Sezar sayıca üstün rakibine şafakta saldırmayı önerdi. Riskli bir karar olsa da Crassus bu öneriyi dikkate aldı ve şafakta roma ordusu Spartacus’ün adamlarını Silarius savaşında yendi. Esir olarak ele geçirilen 6000 köle Crassus tarafından 30 metre aralıklarla Appian yolu boyunca çarmıha gerildi ancak Spartacus’ün cesedi hiç bir zaman bulunamadı. Bu zafer neticesinde Crassus’a konsül olma yolu da açılmış oldu. Könsül senato’nun başındaki adamdı ve Roma’nın en güçlü makamlarından birisiydi. Sezar’da bu yolda Crassus ‘u destekledi bu sayede kendisine iktidarın yolunun açılmasını umuyordu. Ancak konsül olmak isteyen yalnızca Crassus değildi, onlardan 160 km kadar uzakta Roma’nın bir diğer büyük generali Pompeius Magnus vardı ve o da Spartacus’e karşı bir saldırıya hazırlanırken isyanın Crassus tarafından bastırıldığı haberini aldı. Bu savaştan bir çıkar sağlamaya kararlı olan pompeius, derhal harekete geçip savaştan kaçan köleleri hızlıca katletti ve Crassus’tan önce Roma’ya gidip aslında başkasına ait olan zafere ortak oldu. Son gelişmelerden sonra Sezar, Roma’nın en güçlü iki adamı ile birlikte ‘Triumvirlik’ yani Roma tarihinin en güçlü üçlüsü arasında yerini almak üzereydi. Sezar Crassus ve Pompeius arasındaki krizi kendi yararına kullanabileceğini farketti. Sezar bu iki güçlü adam arasındaki tarafsız bölgeydi, kendinin konsül seçilmesi karşılığında ikisinin de isteklerinin yasalaşması konusunda ikna etmiş ve konsül olarak seçilmişti. Böylece Roma’da iç çatışmalar sona ermişti. Sezar ilk iş olarak onu iktidara getiren bu iki adamın yasalarını senatodan geçirerek onlara verdiği sözü tuttu. Ancak çok geçmeden senato üyeleri onun Crassus ve Pompeius’un istekleri doğrultusunda hareket ettiğini anlamıştı ve senatoda Sezar’ın etkinliği azalıyordu. Bu durum onun konsüllüğünü tehlikeye attığı için kendisine karşı çıkan senatörleri hedef alan şiddet eylemleri yaparak senato üyelerine göz dağı verdi. Her ne kadar kaba kuvvete başvurmak onun itibarına leke vursa da gücü elinde tutmayı başardı. Artık bu üçlü (Triumvirlik) senatodan istediği yasayı geçirebilir bi hale geldi ve her biri zenginliğini yüzlerce kat arttırdı. Triumvirlik zenginleşirken Sezar’ın şiddet kullanması tüm senato üyelerini aleyhine çevirmiş ve bu durumdan dolayı Crassus ve Pompeius siyasi kariyelerleri konusunda endişelenmeye başlamışlardı. Sonuç olarak Sezar’ın yerine başka birini seçmek ve Sezar’ı Roma’dan uzaklaştırmak için ona istediği yerde bir valilik önerdiler. Sezar bu teklifi akıllıca değerlendirdi, eyaletlerde askeri başarı için bir çok fırsat vardı. Teklifi iyi değerlendiren Sezar, Roma’nın kuzeyinde kimsenin fethedemediği toprakları gözüne kestirmişti. Galya toprakları şimdiki Fransa,Belçika,İsviçre,Hollanda ve Almanya’nın bazı kısımlarının bulunduğu yerdeydi. Galyalılar Roma’nın o bölgedeki en tehlikeli düşmandı. Eğer Sezar Galya’yı fethederse eve kahraman olarak dönebilir ve Roma’nın en güçlü adamlarından biri olabilirdi. Kısa süre içinde senatodan izin almadan Galya’ya saldırdı ve ‘Böl ve Fethet’ mantığıyla dağınık haldeki Galya’lı kabileleri kolayca yendi. Sezar’ın fetih raporları Roma’da yayılınca Roma halkı onu kahraman gibi görmeye başladı. Ancak o fetihlerin devamını istiyordu bu yüzden askeriyle Galya sınırlarını geçip simdiki Almanya ve İngiltere topraklarına girdi ve önceki tüm Roma generallerinden ileri gitti. Belli ki Crassus ve Pompeius onu hafife almıştı. Sezar’ın başarısını kıskanan Crassus, kendi de bir askeri başarı kazanmak istedi ve Part krallığını fethetmek üzere yola çıktı. Ancak bu fetih planı dev bir fiyaskoya dönüşmüştü. 20.000 Romalı ölmüş, Crassus boğazına erimiş altın dökülerek öldürüldü. Crassus öldüğü, Sezar Galya’da olduğu için Pompeius hamle yaptı ve kolayca konsül seçildi. Bu sırada Sezar imkansız deneni başararak Galyalıları Alesia’da tamamen yenerek Galya’yı tümüyle fethetti ve tek seferde Roma’ya en büyük toprak parçasını katan adam oldu. Roma’ya döndüğünde başarısını kutlamak için büyük festivaller yapıldı bu kutlamalar Roma halkını da cezbetti ve onu Roma’nın en popüler insanı yaptı. Ancak bu başarı herkes tarafından coşkuyla karşılanmamıştı, pompeius ve bazı senato üyeleri Sezar’ın kazandığı bu gücü doğrudan bir tehdit olarak algıladı ve Pompeius’un, Sezar’ı izinsiz fetih yapma konusunda yargılama önerisi senatörler tarafından kabul edildi. Bunun haberini alan Sezar bir karar vermek zorunda kaldı, ya senatoya teslim olup yargılanacaktı ya da ordusuyla beraber Rubicon nehrini geçip yasalarca Roma’yı kuşatmış olacaktı. Sezar Rubicon’u geçme kararı aldı ve M.Ö 49 yılında Sezar ve askerleri, tüm Roma’nın en güçlü lejyonu Rubicon’u geçerek resmen iç savaşı başlatan hamleyi yaptılar. Rubicon’u geçmek deyimi bugün hâlâ geri dönüşü olmayan kararlar için kullanılır, işte Sezar bu kararlılıkla Roma’ya yürümeye başladı. Bu haberi alan Pompeius Roma’dan geçici bir süre ayrılmak zorunda kaldı. Aslında onun planı; Lejyonlarını Yunanistan’da toplayıp doğuda direnmek ve Sezarı püskürtmekti. 17 Aralık M.Ö 49 yılında Pompeius ve onu destekleyen senatörler şehirden ayrılınca şehir tamamen başıboş kalmıştı. Senatoda hiç toplantı olmuyor, şehri sokak çeteleri yönetiyordu. Sezar’ın Roma’yı alması hiç de zor olmayacaktı ki zaten Pompeius da onun tam olarak böyle yapmasını istiyordu bu sayede zaman kazanacaktı. Ancak Sezar beklenilmeyeni yaparak Pompeius’un askerlerine ulaşmasını engellemek için peşinden gitti. Gayet akıllıca bir hamleydi şayet Pompeius Yunanistan’a ulaşırsa güçlerini 10 katına çıkarabilirdi ve Roma’yı böyle bir güce karşı savunamayacağını iyi biliyordu. Üç aylık takip sonrası Sezar ve askerleri Güney İtalya’daki Brindisi’ye varmışlardı ancak geldiklerinde Pompeius çoktan gemilerle Yunanistan’ın yolunu tutmuştu. Sezar’ın hızlı ilerleyişine rağmen Pompeius’un 300 kilometrelik bir önde olma avantajı vardı. Ancak Sezar buna rağmen pes etmedi, adamlarına hemen gemi yapmalarını emretti. Sezar filosunu oluştururken, Pompeius ordusunu kurmaya başlamıştı, İmparatorluğun her yerinden lejyonlar ünlü generalleri için savaşmaya geliyordu. Bu sırada Sezar, ordusunu ikiye bölerek yarısıyla beraber derhal Yunanistan’a gitti ve orada savaş hazırlıklarına başladı geri kalan yarısının Marcus Antonius tarafından arkadan gelmesini emretti. Böylece risk aldı fakat savaşı hızlandırmayı başardı. Pompeius Sezar’a saldırı planları yaparken Sezar’ın ordusunun geri kalanı da Yunanistan’a gelmişti. Sezar’ın tam ordusuna karşı Pompeius’un ordusu hâlâ onun iki katı kadardı. Savaş günü geldiğinde Roma’nın en büyük iki generali karşı karşıyaydı bir yıllık takipten sonra Yunanistan’da Sezar’ın 22.000 askeri Pompeius’un 45.000 askeri ile çarpışacaktı. Sezar ustaca savaş taktikleri sayesinde yaşlı rakibi Pompeius’u sadece bir saatte hezimete uğrattı ve neticede Pompeius çekilmek zorunda kaldı. Sezar her ne kadar savaşı kazansa da Pompeius ölmedikçe Roma’ya tam olarak hakim olamayacağını biliyordu. Bu sırada Pompeius’un nereye kaçtığı tam bir belirsizlikti, Kıbrıs’a veya Mısır’a kaçmış olabilirdi. Sezar onun gücünü kazandığı yere, İskenderiye’ye kaçtığını tahmin etmişti ki öyle de oldu. Pompeius’un Mısır’da uzun bir geçmişi vardı ve bunu Sezar’ı yenmek için kullanma niyetindeydi. Pompeius Mısır hükümetine çok miktarda borç para vermiş ve bu borcu Sezar’a karşı kullanmayı planlıyordu. Mısır krallığının başında 14 yaşındaki bir çocuk(Batlamyus) vardı. Mısır’da kralın tahta çok genç yaşta çıkması alışılmış bir şeydi. Ancak sıra dışı olan o esnada Mısır’daki iç savaştı. Batlamyus’un babası ölünce Batlamyus’u ve kız kardeşi Kleopatra’yı evlendirdi ve yardımcı kral olarak atadı, bu sayede ortak bir hükümet kuruldu ancak araları bozulunca Batlamyus tek hükümet olarak kalmış ve kardeşi saklanmıştı. Sezar İskenderiye’ye geldiğinde Pompeius’un Batlamyus tarafından katledildiğini bizzat onun huzurunda öğrendi. Akrabası olan büyük bir Roma generalinin böylesine onursuz bir şekilde katledilmesi onu çok sarsmıştı. Batlamyus, Pompeius’un vücudundan ayrılmış kafasını Sezar’a sergileyerek ona bir şekilde yaranmaya çalışmış ve iç savaşta ondan müttefiklik istemişti. Sezar’ın bu teklifi reddetmesi onun Batlamyus’un elinde tutsak olmasına sebep oldu. En azından Kleopatra tarafından kurtarılana kadar. Bu sırada 1 milyon nüfuslu Roma’da kıtlık baş gösterdi uzun zamandır hükümetsiz kalan şehir kargaşaya sürüklenmişti. Roma krizin eşiğindeyken, Roma halkının Sezar gibi bir lidere her zamankinden daha çok ihtiyacı vardı. Bu esnada Kleopatra, Sezar’ı özgür bırakarak Batlamyus’la olan savaşında güç kazanmayı umuyordu. Nitekim öyle de oldu Sezar genç kraliçeye yardım etme kararı aldı. Bu birlikte iki tarafın da kârı söz konusuydu. Sezar, Kleopatra’nın Mısır’da istikrarı sağlayacağına ikna olmuştu. Kleopatra da Sezar ve lejyonlarını Batlamyus’a karşı zafere giden tek yol olarak görüyordu. Bir kaç aylık savaştan sonra Kleopatra, krallığın yönetimini ele aldı ve nihayetinde Sezar kaosa sürüklenen şehrini kurtarmak için Roma’ya dönüyordu. Roma’yı çöküşten kurtarmak için Sezar hükümeti yeniden kurdu ve kendini 10 yıllığına diktatör ilan ettirdi. Bu sayede Sezar Roma’nın en tepesinde dokunulmaz bir konuma getirdi ki bu hiç Roma hükümet anlayışına göre bir şey değildi. Bu anlayış her ne kadar Cumhuriyet’e ters düşse de daha önceden de uygulanmıştı ancak sadece 6 aylık acil durum zamanlarında. Sezar’ın diktatörlüğü bir aciliyet arz etmediği gibi 10 yıl gibi uzun bir süreyi kapsıyor ve bu güç senatodaki diğer üyeleri oldukça rahatsız ediyordu. Sezar’ın gündeminde açlık sınırındaki halkını doyurmak vardı, tahılın adil bir şekilde dağıtıldığı yeni bir dağıtım sistemi oluşturdu ve halkının moralinin yerine gelmesi için Gladyatör dövüşleri düzenledi. Bu reformlar Sezar’a halkın desteğini sağladı. Ancak dışarıda hayranları çoğaldıkça senatoda işler günden güne kötüye gidiyordu. Sezar’ın senatoyu domine etmesinden rahatsız olan isimler arasında Brütüs de vardı. Brütüs; Sezar’ın uzun süreli metresi ve Roma’nın en güçlü kadını olan Servilia’nın oğluydu ayrıca Roma’nın en soylu insanlarından biriydi. Annesi ile aralarındaki saygı ve sevgi bağına istinaden Sezar, Brütüs’ü üvey oğlu ve varisi gibi görüyor , ona karşı sevgi besliyor ve ona ayrıcalıklı davranıyordu. Brütüs de çocukluğunu Sezar hayranı olarak geçirse de etrafındaki kişilerden çabucak etkilenen genç ve hırslı bir kişilikti. Sezar’ın elindeki gücün cumhuriyet için doğrudan bir tehdit olduğunu düşünen bazı senatörler ile beraber ona bir suikast planı yapmış ve Roma’nın en güçlü adamını beklemediği anda senatoda öldürenlerin arasında yerini almıştı. O meşhur ‘‘Sen de mi Brütüs?’’ lafı 2000 yıl önce Sezar’ın bu ihanet karşısında söylediği son söz olarak biliniyor. Bu yazımda Gaius Julius Caesar’ın yükseliş hikayesini genel hatlarıyla size aktarmaya çalıştım, bir sonraki sayılarımızda görüşmek üzere takipte kalın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here