İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI: GÜNEY AFRİKA CEPHESİ

0
561

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI: Güney Afrika Cephesi

İkinci dünya savaşından sonraki yıllarda Stalingrad muharebeleri ve Normandiya çıkartması savaşın sonucunu belirleyen muharebeler olarak kayıtlara geçti ancak savaşın gidişatı için çok önemli bir cephe olan Afrika cephesi hak ettiği ilgiyi göremedi. Hitler’in 1939 yılında savaşı başlatıp tüm avrupayı işgal etmesi üzerine çok geçmeden Musollini liderliğindeki İtalya’da Almanlar lehinde savaşa katıldı. O zamanlar İtalya’nın Afrika Kıtası’nda sömürge toprakları vardı ve savaşın Afrika’ya sıçraması kaçınılmazdı. Bu savaşta Afrika düşünüldüğünden çok daha önemli bir konuma sahipti. Ortadoğu’da Britanya’nın önemli sömürgeleri mevcuttu ve buralar adeta İngilizlerin petrol deposuydu. İtalyanlar Mısır üzerinden İngilizlerin sömürgelerini ele geçirmek, Ortadoğu petrollerine hakim olmak ve Kafkasya üzerinden Sovyetler’i kuşatmaya almak niyetindeydi. Hazırlıklarını tamamlayan İtalyanlar Eylül 1940 tarihinde harekete geçti ve Afrika’da fitili ateşleyen taraf oldu. İlk harekatta sayı üstünlüklerinden dolayı başarıya ulaşan İtalyanlar ikmal eksikliğinden dolayı beklemeye geçmek zorunda kaldılar. İskenderiye’ye yakın olan ve çabucak organize olmayı bilen İngiliz kuvvetleri bu noktada rakibinden bir adım önde gidiyordu. Nihayet ilerleyen İtalyanları geri püskürtmek için ‘Pusula Operasyonu’nu başlatan İngilizler henüz hazırlıklarını tamamlayamayan İtalyanlara karşı başarılı bir şekilde ilerliyordu. İtalyanlar hızla ilerleyen düşmanlarına karşı fazla direnmeyip küçük çaplı bir çatışmadan sonra hemen geri çekilmeyi tercih ediyorlardı. Direnci düşük İtalyanları kısa süre içinde püskürten İngilizler 9 Şubat 1941 de İtalyanları ‘El Aghelia’ bölgesine kadar sürdükten sonra operasyonu bitirmeye karar verdiler. İngilizler başarıya ulaşırken İtalyanlardan geri sadece bir enkaz ve binlerce esir kaldı. Utanç verici bu yenilgiden sonra Musollini, Hitler ile bir görüşme yaptı ve bu cephede Almanların desteğini istedi. Her ne kadar Hitler’in dikkati Sovyet topraklarına yönelmiş olsa da müttefiki İtalya’ya destek kuvvetleri gönderdi. Bu destek kuvvetlerin başında ise daha önce 1. Dünya savaşında ve Fransa’nın işgalinde akıllıca taktikleri ile öne çıkan Erwin Rommel vardı. Erwin Rommel her ne kadar yetenekli bir asker ve stratejist olsa da pek itaatkar olduğu söylenemezdi. Kendi doğruları doğrultusunda giden askerleriyle savaş meydanında olan düşmanları tarafından yenilmesi imkansız görülen karizmatik bir generaldi. Önceden kestirilemeyen savaş taktikleri o kadar başarılı olmuştu ve o kadar hızlı ilerlemişti ki Alman cephe hattı bir süre birliğinin nerede olduğunu bulamamış bu nedenle onun birliğine hayalet birlik denmişti. General Rommel İngilizlerin beklediğinin aksine Afrika’ya gelir gelmez İtalyan kuvvetleri ile birleşip saldırı hazırlıklarına başlamıştı. Hızlı hücuma yatkın olan Rommel, Mart 1941’de ani bir şekilde ilerlemeye başladı. Nisan 1941’de Rommel’in birlikleri Tobruk’a kadar ilerlemiş olsalar da iyi korunan Tobruk şehrini yoğun bombardımana rağmen almayı başaramadılar. Hitler’in Balkan seferini başlattığı o günlerde Rommel’in birliklerine destek göndermek Hitler’in gündeminde değildi. Kazanılan zaferlerin ardından Afrika’ya az sayıda destek birlik gönderilse de Malta adasından kalkan müttefik uçakları Alman gemilerini bombalayıp bu desteği engellediler. İngilizler ise İskenderiye üzerinden her türlü ikmali sağlayabiliyorlardı. Süregelen birkaç başarısız çatışmadan sonra İngilizler büyük çaplı bir operasyon planladı; ‘Haçlı Operasyonu’. Almanların ikmal sorununu fırsat bilen İngilizler, Almanları yenme çabasına girişeceklerdi. Personel ve mekanize birlik açısından üstün olan İngilizler, Almanları başarılı bir şekilde geri püskürterek 1941 yılını önde kapattılar.

1942 yılında Almanların doğu cephesinde istikrara kavuşması ile Afrika’ya daha çok yardım gönderebilmesi Rommel’e bir karşı atak fırsatı verdi. Ocak 1942’de Rommel en iyi bildiği taktiği devreye soktu ; ‘Blitzkrieg’ yani yıldırım savaşı. Çok kısa sürede uzun mesafeleri katetmeye yarayan bu taktik Rommel’e tekrar başarıyı getirmişti. Nihayetinde 21 Haziran 1942’te Almanlar ikinci kez kapısına dayandıkları Tobruk şehrini bu sefer aldılar. Bu başarının ardından Rommel adını duyurmuş ve Hitler tarafından Feldmareşal (Generalfeldmarschall) ünvanı kazanmıştır. Alman propaganda bakanı(Joseph Goebbels) Rommel’i güzel bir propaganda olarak halka servis etmiş ve onu yaşayan bir Alman efsanesi olarak tanıtmıştı. Blitzkrieg harekatına devam eden Rommel Haziran sonuna kadar ‘El-Alameyn’e kadar gitmeyi başardı. Artık Almanlar Kahire’nin bir adım gerisindeydi. Almanların Kahire’ye girmesi demek İngilizlerin savaşta üstünlüğünü kaybetmesi anlamına geliyordu. İşte bu kritik noktada Rommel savaştaki en büyük kozunu kaybetmiş ve körlemesine savaşmak zorunda kalmıştı. Almanlar tarafından işe yaramaz olarak görülen İtalyanlar, İngilizlerin istihbarat kodlarını ele geçirmiş ve böylece kendi cephelerine büyük bir üstünlük kazandırmıştı. Rommel bu istihbarat kodları sayesinde düşman askerlerinin nerede konuşlandığını ve birliklerin sayısını biliyor bu da ona başarıyı getiriyordu. Ancak El Alameyn’e çekilen müttefik kuvvetleri bu kodların Rommel’in eline geçtiğini anlamış ve kodlarını yenilemişti. Böylece Rommel kendisinden iki kat büyük bir orduya karşı körlemesine savaşmak zorunda kaldı. Temmuz 1942′ nin ilk günü Alman saldırısıyla başlayan El-Alameyn savaşı temmuz boyunca devam etti alınan ağır kayıplara rağmen iki taraf da üstünlük kuramadı. Alınan kayıplar iki orduyu da geri çekilmek zorunda bıraktı. İngilizler her zamanki gibi ikmal desteği konusunda sıkıntı yaşamadığı gibi artık Amerikalılardan da destek geliyordu. Ancak tüm gücünü Stalingrad cephesine aktaran Almanlarda işler hiç de iyi gitmiyordu. Bu sırada İngiliz ordusu yeni bir yapılanmaya girerek başlarına General Montgomery getirildi. Montgomery üstün askeri becerisi ve kendine has stratejileriyle zamanla Rommel’den korkan askerlerinin cesaretlenmesini sağlayacak potansiyeli barındırıyordu. Eylül 1942’de Rommel bir dizi başarısız saldırı ve ikmal yetersizliğinden sonra geri çekilme kararı aldı. Yorgun Almanlar savunma düzenine geçerken saldırı sırası artık avantajlı Montgomery’nin ordusundaydı. Ekimde İngilizler taarruza geçti. Almanlar her ne kadar onları iyi bir savunma ile karşılasa da Almanya’dan gelen ikmal gemilerinin batırıldığını öğrenen Rommel artık savaşın kazanılamayacağını tahmin edebiliyordu. Eşine yazdığı bir mektupta “Düşmanın çokluğu bizi ezdi” demişti. Akaryakıtları neredeyse bitmiş olduğu için savaş siper mücadelesine dönecekti ve bu tarz mücadelelerde genelde sayıca üstün olan taraf kazanırdı. Yaklaşık 10 gün sonra Almanların direnci kırılacaktı ve İngiliz ilerleyişi Kuzey Afrika’nın batısına doğru devam ediyordu. Yenilgiyi kabullenen Rommel, Hitler’e verdiği raporda savaşın kazanılamayacağını ve geri çekilmeleri gerektiğini bildirmiş olsa da Hitler ölmesini veya kazanmasını emretmiş, geri çekilmesinin vatana ihanet olarak kabul edileceğini bildirmişti. Bu emre itaat etmeyen çöl tilkisi (Rommel) geri çekilmeyi sürdürdü. Artık Almanlar saldırganca katettikleri yolları hayatlarını kurtarmak için geçiyorlardı. Aynı sırada Almanlar için doğu cephesindeki Stalingrad’da işler tersine dönmüş ve Sovyet taarruzu başlamıştı. Almanya için savaş her cephede tek tek kırılmaya başlamıştı. Askerlerinin hayatını kurtarmak için adeta koşarak Tunus’a ilerleyen Rommel burada da kısa bir süre savaştı. Rommel her ne kadar askerlerini Almanya’ya döndürmek istese de Hitler buna izin vermemiş ve sadece kendisinin gelmesini emretmişti. Geriye kalan yaklaşık 130.000 civarında Alman askeri esir olarak ele geçirildi ve Kuzey Afrika tamamen Müttefik güçlerce kontrol altına alınmış oldu. Bu cepheden sonra Rommel 1944 yılında Atlantik duvarının başına getirilecek ve Normandiya çıkarmasını engellemeye çalışacaktı. İkinci Dünya Savaşı açısından dönemin liderleri tarafından fazla önemsenmeyen bu cephe savaşın gidişatını kazananlar lehine çevirdi.

   

     

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here