KOZA ZAMANI

0
420

KOZA ZAMANI

Nasıl olur da ufacık bir böcek, yüzyıllardır  yeryüzünde bilinen en sağlam ipliği üretir. Hiç düşündünüz mü? Nasıl olur da bu kadar değerli, bu kadar nadide kumaşları oluşturan ipliği üretmek için kendini bir kozanın içine hapseder? Ve bu varoluş nasıl bu kadar göz kamaştırıcı bir kelebek olmakla sonuçlanır?

Evet tıpkı ipek böceği tırtıllarının koza içine hapsolmaları gibi insanlık da bu dönemde evlere hapsoldu. Bu durum insanoğlunun kendini dinlemesi ve hayatın koşuşturmacasından uzaklaşması  için harika bir fırsattı belki de…Artık zamanımızın bol olduğu ve her şeyin keyfini çıkarmak istediğimiz bir yavaşlama dönemi gibiydi sanki. Nasıl da koşturduğumuz bir hayatımız varmış. “Hayat” ya da “Zaman” bize “yavaşla” mesajı veriyor gibi. O kadar iş odaklı bir dönem içerisine girmişiz ki bu yavaşlama bir yandan bizi korkutuyor bir yandan da keyiflendiriyor. Bu hızlı koşuşturmaca içinde kaçırdığımız ne kadar çok güzelliğin olduğuna şahit oluyoruz. Mesela her gün terasımıza, balkonumuza gelen kuşları farkeder olduk. Halbuki onlar her gün yaptıkları rutinlerini tekrarlıyorlar. O kuşların, gökyüzünün maviliğinde dans edişlerine şahit olduk. Onları uzun uzun dinledik. Onların kanatlarında hayaller kurduk. Kesintisiz, telaşsız gökyüzüne bakma fırsatı bulduk. Kendimizi geliştirmeye, kıyafetlerimizi, eski fotoğraflarımızı düzenlemeye, bilgisayarımızı temizlemeye zaman bulduk. Kendimizi tanıdık, çocuklarımızı tanıdık. İçtiğimiz çayın kahvenin tadı bir başka gelmeye başladı. Güneş bulutların arasından gülümser gibi yüzünü gösterince heyecanlanır olduk. Tüm bunların sebebi “Koza Zamanı” mı? Yavaşlama mı? Kendimizi dinleme fırsatı mı? Kuşlar aynı kuşlar, Güneş aynı Güneş, kahve aynı kahve, bahar aynı bahar.

Artık başka bakmaya başladık. Değerini anladık. “Koza Zamanı” bize doğanın, çiçeğin, çimenin kıymetini öğretti. E hani bu hastalık bizim özgürlüğümüzü elimizden almıştı. Evde olduğumuz için hayatımız kısıtlanmıştı. Siz ne derseniz deyin yavaşlamak isteyip de yavaşlayamadığımız, sanki kelepçeye vurulmuş gibi hayatlar yaşayan bizler, bakış açımızı değiştirmeye başladık. Zaman kavramını içselleştirip kendimiz için tekrar güncelledik.

Bazen zaman da bizden sıkılıp özgürlüğünü ilan etmiş olabilir mi diye düşünüyorum. Zamanla olur, zamana bırak, zamanla geçer demiyor muyuz? Her şeyi ona yüklemekten o da sıkılmış olamaz mı? Zamansız gidenlerin suçluluk hissinden bunalmış olamaz mı?

“Zaman” dilediği kostümünü  giyip özgürce atmış kendini bomboş sokaklara…Özgürce dilediği gibi gezmiş, dans etmiş yeşille maviyle. İnsanlar da evlerinden bu dansı izlemişler. Zamanı köleleştiren insan da özgürleşmeye başlamış önceki köleliğe inat. İçine dönmüş, kendine dönmüş kendini aramaya koyulmuş…

Sevgiyle…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here