KÖHNE

0
232

KÖHNE

Sineklerin vızıltısı, yakan bir sıcak, donmuş eşyalar, akamayan bir zaman. Binlerce hücremin sızım sızım sızladığını hissediyorum. Kaybolan iştahım, hiçbir zaman olmadığı gibi asılan suratım. Aklımın binlerce köşesinden ortaya fırlayan binlerce soru, tümce, cevap ve birçok şey. Ay’a eşlik eden yıldızım da yok bu sefer Ay ile birlikte. Her şey karanlık en az içim kadar. Sesimi çıkarmaya mecalim yok. Yazı uzatmaya halim. Keşke bu kadar kırmasaydın.
İçimi ilmek ilmek doldurup seninle; kah sesini, kah kokunu, kah gülüşünü oradan sökmeye çalışmak ne zor olacak. Acının tarifini yapamıyorum da üstelik, ağlasam da azalmıyor bir yazara inat edermiş gibi kalbim. Dokunduğum her şey senmişsin, bende senmişim aslında biraz biraz da. Yürüdüğüm yol bile sen varken güzeldi. Güzeldi güzel olmasına da; sen bana bunu neden yaptın?
Bir şeyi dinlerken yüreğimin bu denli sıkıştığını çok nadir hissederdim. Acı kıpırdanıyor, depreşiyor, nefessiz bırakıyor gibi, donuk aslında biraz da, künt ağrı gibi yükseliyor arada.. Ama orada, hissettiriyor kendini her daim.
Yollarımı yolundan çekmem lazım -ki ben yolumuzun düğümlendiğine inandığım o bağda çiçekler yeşertmiştim içimde. Söylesene adam bu kadar güzel sevilmek nasıl bir duygu? Ve de bunu ellerinle mahvetmek nasıl? Her şeyin çok başka olabileceği ihtimali ise yağmur yerine yağan dolu misali, kaktüsün sadece dikenli oluşunu düşünmek kadar yersiz ve de bir ağacı yerinden köklemek gibi. Yerimden oldum. Yerim yanındı. Kalabalık yancılıklar sevmediğimi de söylemiştim üstelik.
Ellerimi yüreğimin üstünde birleştiriyorum. Belki bu sefer iyi gelir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here