Karnabahar Püresi

0
488

Karnabahar Püresi

Karnabahar kızartması yapacaktı. Biliyordu nasıl yapılacağını, gün boyu on kişiye sormuştu. Karnabaharı küçük parçalara ayırdı. Su dolu tencereye koyup ocağa sürdü. Etrafında pervane gibi vınlayan çocuklarına döndü:
“Gidin de içeride oynayın, yemek yapıyorum.”
Bir koşu gitti çocuklar. Sakinledi mutfak.
Bu arada sosu hazırlamaya koyuldu. Boş bir kap aldı raftan. Pideci fırınlarında ki ustalara özenip tek eliyle kırmak istediği yumurta, avucunda parçalanıp kaba düştü.
“Ziyanı yok.” diyerek ayıkladı kabukları.
Üzerine su ve un ilave ederek karıştırmaya başladı sosu. Ritme kendini kaptırmışken aklına tuz geldi. Sonra baharatlar, sonra yemek sodası.

Ayhan Bey öyle demişti:
“Azizim, bir kaşık da soda atacaksın ki iyice kabarsın.”
İtiraz gelmişti Rıza Beyden, “Soda da neymiş Ayhan Bey, karnabahar kızartması bu, senin ülserli miden değil.”
“Sen beni dinle azizim.” diye üstelemişti Ayhan Bey. “Parmaklarını yemezsen o zaman…”

“Tuz, baharat, soda…”
Bir eliyle karıştırıyor, diğeriyle un ilave ediyordu. Tezgâh, kar tutmaya başlamış caddelere dönmüştü. Çocuklar yeniden dolanmaya başladılar etrafında. Küçüğü, taş devri arabasıyla daldı içeri:
“Baba, çarpmaz değil mi?” diyerek bir köşeye yaklaştı.
“Yanaş, oğlum, yanaş. Serbest!”
“Baba, Remzilerin arabasının sensoru var, bizim arabanın neden yok?”
“Ne sensoru yavrum?”
“Park sensoru.”
“Var ya oğlum, ben soruyorum annen yanıtlıyor.”
“Öyle değil baba.”
“Öyle oğlum, öyle. Şimdi beni rahat bırak. Görüyorsun ya işim var.”
Çocuk, oralı olmayınca karateci gibi bağırdı. Ufaklık kaçtı. O, sosa odaklandı:
“Hay Allah! Kulak memesi miydi bunun kıvamı?”
Bu sırada ocaktaki tencere fokurdamaya başladı. Kapağı açtı. “Tamamdır, haşlanmışlar.” dedi göz kararıyla. Emin olmak için saplarına çatal batırdı.
Bunu da Neriman Hanımdan öğrenmişti dairede.
“Mutlaka sapları yokla.” demişti Neriman Hanım. “Çok yumuşak olursa olmaz. Çok sert de olmamalı, kızarmaz vallahi.”
Yemek tarifi konuşmalarının ortasına düşen çaycı, öylece dinlemişti anlatılanları. Soda muhabbetine karışmamıştı. Ama karnabahar sapı konusunda ahkâm kesen Neriman Hanımı dinleyince patladı. Ahmet Beye çayını uzatırken:
“Siz beni dinleyin Ahmet Bey. Sapı yumuşak mı değil mi, kızaracak mı kızarmayacak mı… Yormayın kendinizi bu kadar. Serin tepsiye, sürün fırına. Bakın bakalım pişiyor mu pişmiyor mu?”
O gün akşama kadar içleri dışları karnabahar kızartması olmuştu. Sadece bekçi kalmıştı karışmayan, o da çıkarken sundu katkısını:
“Nasıl Ahmet Bey, tarif tamam mı?”
“Tamam Ekrem Bey, tamam.”
“Aman, yağı bol koyun, dibi tutmasın.”

Sosa biraz daha un serpti, karıştırdı iyice. Tavayı çıkardı. Yağ döküp ocağa sürdü. Karnabaharları sosa daldırarak tavaya dizdi. Tezgâhtaki karları kürüdü. Marulları yıkamaya koyuldu. Bir tırtıl buldu yaprakların arasında. Dikkatiyle övündü. Balkon kapısını açtı. Çimlere fırlattı tırtılı.
“Yaşasın garibim, yazık.”

Tavadan çıtırtılar yükselmeye başladı. Merakla kapağı kaldırdı:
“Hayret” dedi. “Kızarmamışlar.”
Çatalla çevirmeye çalıştı, dağılıverdiler.
“Sos mu ince geldi, saplar mı yumuşak? Ah Neriman Hanım ah! Şimdi ne olacak?”
İçeriden bir ses:
“Hayatım, nasıl gidiyor? Yardım ister misin?”
“Sağ ol canım, az kaldı. Sen çocuklarla ilgilen.”
Tavada bir değişiklik yoktu. Bu şekilde kızarmayacakları belliydi. Kevgiri alıp boşalttı tavayı. B planını devreye soktu.
Nuray Hanım söylemişti.
“Ahmet Bey, gördünüz çok yumuşak, olmuyor. Üzülmeyin. Mıncıklayıverin şöyle bir. Kıvamına gelince de sosun içine dökün. Sonracıma çalkalayın iyice. Ardından lokma yapar gibi tavaya atın. Çitos gibi olur vallahi. Çıtır çıtır yersiniz.”

Aynen öyle yaptı. Karnabaharları ezdi, sosa karıştırdı. Kıvamına gelince de kaşık kaşık tavaya… Löp diye yapıştı döktükleri. Ters çevireyim, dedi. Yerinden sökemedi. “Hay senin çitosuna!” diye söylendi.
“Hayatım, bir şey mi dedin?”
“Az kaldı.” diyorum. “Sabredin azıcık.”
Spatulayı çıkardı. Tavayı kazıdı. Ayrı bir tabağa doldurdu çitosları.

Öylece kaldı tavanın başında. Bundan sonrası için kimse bir şey söylememişti. Durgunlaştı. Çıtırdayan yağa dalıp gitmişti ki tava alev aldı. Yangın söndürme tüpü gibi üfleyiverdi. Çocuklar bunu gördü:
“Harikasın baba! Bir daha yap!”
Karısı ses verdi:
“Çocuklar, babanızı rahat bırakın!”

Yeniden dalgınlık, yeniden kamp ateşi… Üfledi. Alev tüm tavayı sardı. Bir daha üfledi, yok. Suya uzansa olmayacak. Ceketini örtse, yarın ne giyecek…
Sosu olduğu gibi devirdi ateşin üzerine. Coss…
Ortalığı duman kapladı. Balkon kapısını açtı. Sis dağıldı.
Tava oradaydı. Üzeri kapkara olmuştu. İçindeki karışım, kraterdeki lavlar gibi göz kırpıyordu. Kısa sürede çoğaldı gözler. Kırpışlar hızlandı.
Ahmet Bey, “Olan oldu.” deyip tavadaki belirsizliği karıştırmaya başladı. Gittikçe koyulaştı kıvam. Kaşık oynamaz oldu. Biraz daha yağ döktü. Yeniden karıştırdı. Pişmiş yemek kokusu gelmeye başladı burnuna. Yüzü aydınlandı. “Ha gayret, bu sefer olacak!”
Tadına baktı. “Hımm.” dedi. “Güzel… Yenebilir.”
Önceki kızartmaları bir köşeye sakladı. Vitrine koştu. Kristal bir tabak aldı. Tavadakini, alt katmanını zedelemeden, boşalttı. Kaşığın sırtı ile üzerini düzledi. Zeytinyağı, birkaç dal maydanoz, üç beş dilim domates…
Salata, yoğurt, kaşık, çatal… Her şey yerli yerindeydi.
“Yemek hazır!” diye seslendi içeriye.

Uzun süre çatal kaşık sesinden başka bir şey duyulmadı mutfakta. Ahmet Bey, hem çocuklar heveslensin diye iştahla yemek yiyor hem de sofradakilerin yüzünü inceliyordu. Beğenecekler miydi acaba? Yoksa kızartmaları mı çıkarsaydı?

Kısa sürdü bekleyişi. İltifatlar gelmeye başladı.
“Baba, bundan sonra yemekleri hep sen yap!”
“Hayatım, parmaklarımı yedim, nasıl yaptın bunu?”
Durakladı. Lokmasını yutacakmış gibi yaptı. Diline takılan yumurta kabuğunu çıkardı. Tabağın altına saklayıp eşine döndü:
“Karışık bir tarifi var bunun. Aşçısı hayattan esinlenmiş.”
“Merak ettim şimdi, adı ne bu yemeğin?”
Ahmet Bey, hemen yanıt vermedi. Bir kaşık daha aldı yemekten. Keyifle çiğnedi. “Adı yok.” diyemezdi. “Deneme yanılmayla buldum.” hiç diyemezdi. “Tavayı çöpe attım, evde yangın çıktı… Yok, yok… Ne gerek var madara olmaya.”
Ağzındakini yuttu. Çatalı masaya bıraktı. Geriye yaslandı:
“Bir çeşit Karnabahar Püresi.” dedi. “Bayılırım ben bu yemeğe. Hele hazırlaması yok mu, öldürüyor beni.”

Özlem Yıldız
Ocak 2011 Soma

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here