FISILTI

0
424
FISILTI

Ateşler basıyor her yeri. Hayat neyi öğretiyor bana böyle durmadan. Kabullenmeyi mi? Sessizce yara bağlamasını beklemeyi mi durmadan kanayan bir yaranın? Papatyaları gizlemeyi mi herkesten en nadide yerlerinde gözyaşlarının? Öyle sicim sicim bir nefret ki; çoğalıyor sıfatına sürpriz olarak. Öğrendim. Acının onulmaz, herhangi bir yerden cellat eller tarafından verildiğini, öğrendim. Gökkuşağının üzerinde koşarken boydan boya renkli yollarımı bıçakla kesmelerinden öğrendim. Öğrendim, tarifin kimselere asla ulaşamayacağını ve bunun sadece senin tekelinde olduğunu ve de tek elinle aşamayacağını mücadele ederken. Sessizce ağladım, midem bulandı, kafamın içinde ayaklandı ateş böcekleri. Sustum, bir büyük yükü yüklenircesine, sustum. Yok olmak istedim, silmek hacmimi yerde ve de gökte. Sonra kayıplara karışmak, adımı değiştirmek, bakışımı. Bu curcunalı hislere ben ne ara aşina oldum. Keskin, sıkıntılı, bir suikastı düzenlenlercesine sıkıntılı bir halim varmış, var edildi, var değildi. Şemsiye gibiyim, asılmış, unutulmuş ya da hoyratça bir yağmura karşı açılmış; ne iyi ya da ne kötü ayaklarını ıslanmasını engelleyemezken kimselerin; ne acı bir faydalı olma şekli değil mi?
Boşlukta kuşları asılı sanırdım sadece, göz bebeklerimden değil bu sefer, kirpiklerimden asıldım. Bu boşlukta sadece kendimin duyabileceği şarkıları mırıldandım. Düz çizgimi ahenkle şiddetlendirenler ne mutlu kimseler değil mi? Asla ama asla tatmin olmuyorlar bir yok oluşa alkış tutarken. Neyi beklediklerine inanınız hakim değilim, böyle ukalaca, böyle sil baştan, böyle ulu orta ortalıkta… Zaman size işlesin en çok, beni zamansızlığımda bırakın. Hoş bu gidişle zaman bırakacak beni zamanın herhangi bir yerinde. Benim yoluma çivili tahtalar eken yolun, çiçek bahçesi olur umarım. Ne çiçeğini, ne yaprağını ne de seni…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here