Alışılmış Bir Bahar Hikayesinin Başlangıcı

0
387

Bıraktım, ne varsa elimde hatıra diye avcuma bastırıp durduğum. Parmak uçlarımda saklanan dikenleri çiçeğe dönüşmeye ikna ettim. Tutunca bir çocuğun elini. Bakınca bir baharın gelmekte olan sesine. Duyunca kokusunu dudağımın üzerinde.
Sana şimdiye kadar beklemiş bir sevdanın nasıl bir bebeğin teni kadar taze olabildiğinden bahsetmesi gerek acıyla demlenen bir kalbin.
Bahsedilmesi gerek bundan. Yoksa kim kimi nasıl ikna edecek, bir gün gül ağaçlarının dikenlerinden pembe kokular duyulacağına.
Bahsedilmesi gerek terk edilmiş bir bahçenin öncesinde hiç görmediği sahibine dar bir vakitte kavuşup ona nasıl çiçekler hediye ettiğinden.

Bunlar alışılmış bahar hikayeleri midir?
Alıştıksa madem geçmişinde nasıl bir bahar vardı bu toprağın? Niye sürekli arandı bir şeyler öyleyse? Niye çağrıldı çiçek tozları, bulut ardında inleyen bir güneşin sesiyle?
Niye ağlandı bir şiire? Bir söze niye yalvarıldı “Yakma canımı.” diye? Şairlerin kemiklerini kimler sızlattı? Sevgilisinden başka ev aramayan şairlerin sözlerini sokaklara kimler saçtı? Kimler pişman oldu sevdiğini söylemekten? Kimler utandı kendi uydurduğu yalandan? Kimler af diledi söylediği bahar yalanıyla talan ettiği bahçelerden?
Bunlar alışılmış bahar hikayeleridir. Doğru. Sürekli tekrarlanan bir rezaleti ortadan kaldırmak mucizevi olacak değildir.
Yalnızca bahçenin haberi vardır bundan.

Bıraktım, duymaya alıştığınız ne kadar viran olma hikayesi varsa. Şimdi mevsim değişiyor.
Parmak uçlarımda sızlayan soğuk, bir güneşin mırıldanmasına kulak kesildi. Bir dal harfine ve bir lâm harfine dokundu ellerim.
Kendi kendime kalışlarımın asıl yola çıkışıma gebe olduğunu görüyorum, kaderin karnını umut neşvesiyle tekmeleyen bir kaç söz edince o. O, kim midir? Güzel biridir. Güzel bir çocuk. Güzel bakan. Haddinden fazla güzel gören. Kendi kendime kalışlarımı bana anlatıyor. Geçmiş bir takvim yaprağından dökülüyor. Körmüşüm,ellerimle kulaklarımı kapatmışım. Kendime çok yalvarmışım “Bir daha görme, duyma, bir kelime bile söyleme kimseye.” diye.
Ellerimi kulaklarımdan çekmiş biraz korkarak hırçınlaşıp da incinecek yeri kalmamış kalbinde bir yara izi daha kalmasından.  Gözlerini görünce kör olmadığımı anlamışım.
Bulut ardından seyredince o beni güzel bir yağmurun sesiyle, söylemem gereken bir kaç cümle olması gerektiğini bilmişim.
Peki ne söylemişim?
Mutlaka bir cümle ile başlayıp susmamışımdır.
Uzun zamandır bekleyen ve eskiyen cümleler, nasıl kolay dökülsün dilimden?

Bahçeler ansızın çiçek açmış mıydı hiç? Yavaş davranacaktır gül ağacı. Güneş ağır.
Önce sert geçen bir kaç mevsimin izi silinecektir. Ve elbette ömür verilecektir bahara. Bir çiçeğin açmasının usulca seyredilmesine bir kalp feda edilecektir.
Çünkü kim, daha önce umutsuz bir toprağa eğilip de “Sadece sana adanacak bir nehir olmaya geldim.” demiştir? Kim demiştir, her şeyi bir kenara bırakıp, umutsuz bir gül ağacına “Yaralarını gördüm , güllerin dikenlerinde saklanmış ağlıyorlar.” diye?
Elbette ömür verilecektir.

Alışılmış Bir Bahar Hikayesinin Başlangıcı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here