İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI

0
454

Sevgili İmuhar okuyucuları bu ay size ikinci dünya savaşını genel hatlarıyla aktarmaya çalışacağım. Bildiğiniz üzere geçtiğimiz yüzyılda tarihe devasa dünya savaşları damgasını vurdu. Bunlardan en yıkıcı olanı şüphesiz ki ikincisi dünya savaşı oldu. Öncelikle dönemin şartlarını anlamanız için size dönemin Avrupasından biraz bahsetmek isterim; 1918 yılında birinci dünya savaşı bittikten sonra bu tür uzun süreli savaşa hazırlıklı olmayan avrupa devletleri iflasın eşiğindeydi. Gerekse kazanan taraf gerekse kaybeden taraf savaşın verdiği yük altında adeta ezilmişti. O yıllarda yaşayan insanların yazdığı otobiyografi eserlerini okuduğumuzda bir Alman’ın da bir İngiliz’in de savaşın getirdiği korku kaos ve kıtlığı aynı biçimde iliklerine kadar hissettiğini görüyoruz. İşte bu türden ağır bir savaşın ardından kazanan devletler kaybeden devletlere oldukça acımasız barış antlaşmaları sunmuştu. Sevr anlaşmasını illaki duymuşsunuzdur, Türkiye’ye sunulan oldukça sert maddeleri olan ülkemizi paramparça etmeye yönelik sözde bir barış antlaşmasıdır ve bu acımasızlığı kabul etmeyip bu metni yırtıp atmamız ileride kaybeden taraf devletlere ilham olacak nitelikte bir mücadeledir. Konuya dönecek olursak Birinci dünya savaşı ardından tıpkı bize sunulan sevr gibi sert bir barış anlaşması sunulmuştu Almanlara, Versay anlaşması. Bu anlaşmanın maddeleri öylesine küçük düşürücüydü ki bir grup Alman’ın alevli birer milliyetçi yani nasyonal sosyalist olmasına neden oldu. Bu grubun içindekiler daha sonra ırkçı politikalar izleyen liderler olarak yükselecekti. Almanya savaş öncesi Avrupa’nın endüstriyel merkezlerinden biriyken, savaş sonrası sanayisinin bir bölümünü İtilaf devletlerine devretmiş, ordusunu 100.000 personel ile sınırlandırmış ve günümüzde bile büyük paralar olarak kabul edilebilecek milyarlarca dolar savaş tazminatı vermeye mahkum bırakılmıştı. O dönemde yazılmış eserleri okuduğumuzda dönem şartlarını daha iyi anlıyoruz ki Almanya’da yaşanan bu sıkıntılı durum yeni yeni filizlenen aşırı ırkçı nasyonal sosyalistlere çok iyi bir fırsat doğurmuştu. Dönemin siyasi boşluğundan nasıl faydalanıp şaşırtıcı şekilde yükseldiklerini daha sonraki sayılarımızda detaylıca işleyeceğiz. Savaşın başlamasından birinci derecede sorumlu olan bu grubun liderleri birinci dünya savaşında görev almış Adolf Hitler , Herrmann Göring ve yanına çekmeyi başardıkları bir grup yetenekli, gürültücü ve tutkulu taraftarlardı. Nasyonal sosyalistler birinci dünya savaşının kaybedilmesinden yahudileri birinci derecede sorumlu tutuyorlar, saf ve sağlıklı bir Alman ırkı yaratma fikrini cazip buluyorlardı. Her bir Alman’ı gerekirse kilise vaftiz kayıtlarına bakarak 10-15 kuşak gerisine kadar detaylıca araştırma imkanları vardı ve bunu kullandılar, Nazilerin döneminde Saf ırktan olanlar refah içerisinde halinden memnun bir hayat sürerken yahudiler toplama kamplarında Almanlar için ağır şartlarda çalıştırılıyor, mülklerine el konuluyordu. Versay anlaşmasının maddelerini günden güne ihlal eden naziler dikkat çekici biçimde silahlanma yarışına girmişlerdi ve takvimler 1939 yılını gösterdiği sırada insanlığın göreceği en büyük savaşın fitilini ateşlediler. İlk hedefleri 1. Dünya savaşında kaybettiği topraklar arasında olan Polonya topraklarıydı.Kısa sürede Polonya’nın batısını işgal ettiler. Bu sırada Sovyetler de Polonya’nın doğusundan işgale başlamıştı. Her ne kadar birbirine çok zıt iki ülke olsa da savaşın başında Naziler ve sovyetler molotov paktı ile birbirine saldırmamaya söz vermişti, yani doğuda herhangi bir tehdit yoktu. 1940 yılında Naziler Danimarka Norveç ve Hollanda ‘yı istila ettikten sonra gözünü sınır komşusu Fransa’ya çevirmişti. Fransızlar bir önceki savaştan galip ayrılmış güçlü bir devletti, Tankları, gelişmiş silahları ve meşhur Maginot hatları vardı. Alman tehdidine karşı yapılmış bu mega yapı Fransızların Alman sınırını güvenceye almak için yaptırdığı son teknoloji bir yapıydı ancak sonradan bir hayal kırıklığı olarak hatırlanacaktı. Almanlar Maginot hattının kenarından yani Belçika’dan saldırmıştı. Tankların ilerlemesi için hiç de uygun olmayan bu yolu seçerek adeta kumar oynamışlardı ve yeni saldırgan savaş taktikleri ‘Blitzkrieg’ yani yıldırım saldırısı ile Fransız ordusunu adeta bozguna uğratmıştı. Bu taktik bir anda yapılan baskınlar ile kısa sürede çok uzun mesafeleri istila etmeye imkan tanıyordu ve ileride Erwin Rommel gibi generallerin doğuşuna sebep olacaktı. Fransa’yı sadece 2 haftada istila eden Almanya artık Avrupa’yı neredeyse domine etmişti. Yıl 1941 olduğunda savaş yeni cephelere yayılmış ve Kuzey Afrika’da başarısızlık gösteren İtalyanlara yardım gönderilmeye başlanmıştı çok kısa süre içinde Alman general Erwin Romme Kuzey Afrika’daki İngiliz ordularını Tobruk’a kadar sürecek ancak sonraları savaşın kötü gidişatı ve Kuzey Afrika’ya mühimmat taşıyan gemilerin İngiliz hava kuvvetleri RAF tarafından batırılmasından dolayı Almanlar bölgeden çekilmek zorunda kalacaktı. Takvimler 7 Aralık 1941’i gösterdiğinde uzaklardan bir ülke katılmıştı savaşa; Japonya. Uzak doğuda büyük çaplı katliamlara imza atan ve günden güne silahlanma yarışında öne çıkan Japonya, Hazırlıksız Amerika Birleşik Devletleri’nin Pearl Harbor askeri üssünü bombaladı ve savaşta yeni iki devlet yerini aldı. Aynı yıl içerisinde Almanlar batı sınırlarını güvenceye aldıklarını düşünerek Barbarossa Harekatını başlattı ve anlaşmayı bozarak en baştan beri hedefleri olan Sovyetler Birliği’ne saldırdı. Sadece bir yıl içerisinde Moskova sınırına yaklaşmalarına rağmen Rusya’nın ağır kış koşulları, Sovyetlerin çabuk teslim olmamaları, yapılan çatışmaların alışılagelmiş hızlı saldırılara uymaması ve panzerlerin ağır ilerleyişi bu istilanın sonuna ve hatta Sovyet istilasının başlamasına sebebiyet verecekti. Alman orduları Moskova sınırına dayanmışken savaş sonunda pratik çözümleriyle üstün gelen taraf Sovyetler; Berlin ‘in doğusuna hakim olacaktı (Doğu Almanya). Savaşın kırılma noktalarından birisi de hiç şüphesiz D-Day yani normandiya çıkartmasıdır. 6 Haziran 1944 yılında Amerikalı, İngiliz ve Kanada’lı askerlerden oluşan büyük bir ordu Fransa ‘nın Normandiya sahillerine çıkartma yaptı. Bu çıkartmayı öngören Almanlar batı sınırını korumak için mega yapılarından biri olan Atlantik duvarını inşaa etmişti. Bu duvar çıkartma yapan askerleri durduramasa da oldukça yavaşlatmıştır. 1944 -1945 yıllarında savaşın gidişatı Almanlar için tersine dönmüştür. Hatta savaşın sonucu neredeyse kesin müttefik devletler zaferidir. Sovyetler ‘in doğudan müttefiklerin batıdan saldırısıyla 1945 yılında Berlin düştü ve Adolf Hitler ve bir takım üst düzey yönetici intihar etti, çoğu savaş suçlusu nazi subayları Güney Amerika kıtasındaki farklı ülkelere kaçtılar. Almanların keşfedip kullanmayı düşündüğü atom bombası projesi Amerika tarafından ele geçirilip Japonya’ya atılarak Japonlar saf dışı edildi. Savaşın son yılında bir çok ülke gibi Türkiye’de kağıt üzerinde savaşa girmiş ve Birleşmiş Milletler kurucu üyelerinden birisi olmuştur. Savaş sona erdiğinde 60-65 milyon insan ölmüştür ve bunların %33’ü asker, %67’si sivildir. Özetini aktardığım bu savaşın kesitlerini daha sonra ayrıntılı bir şekilde değerlendirmesini yapacağız. Bir sonraki sayılarımızda görüşmek üzere.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here